Kendi Kaynaklarından Şia’nın İnanç Esasları
Abdullah b. Muhammed es-Sadık  
  ziyaret sayısı : 101593  
Kendi Kaynaklarından Şia’nın İnanç Esasları
     Kendi Kaynaklarından Şia’nın İnanç Esasları
     MUKADDİME
     Râfıza Fırkası/Şiilik Ne Zaman Ortaya Çıktı?
     Şîa, Neden Râfıza Diye İsimlendirildi?
     Râfızîler Kaç Fırkaya Bölündü?
     Râfızîlerin İnandığı Bedâ Akîdesi Nedir?
     Râfızîlerin Allah’ın Sıfatları Hakkındaki İnançları
     Allah’ın Bize Koruyacağına Dâir Söz verdiği Elimizdeki Mevcut Kur’an-ı Kerîm Hakkında Şiîlerin İnançları Nedir?
     Râfızîler’in Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashâbı Hakkındaki İnançları Nedir?
     Yahudilerle Râfızîler’in Benzer Yönleri Nelerdir?
     Râfızîler’in İmamları Hakkındaki İnançları
     Râfızîlerin İnandığı Ric’at Akîdesi Nedir?
     Râfızîlere Göre Takiyye İnancı Nedir?
     Râfızîlerin İman Ettiği “Toprak” Akîdesi Nedir?
     Râfızîlerin Ehl-i Sünnet Hakkındaki İnançları Nedir?
     Râfızîlerin Mut’a Hakkında Akîdeleri ve Bunun Onlar İndindeki Fazîleti Nedir?
     Râfızîlerin Necef ve Kerbela Hakkındaki İnançları ve Onların Katında Buraları Ziyaret Etmenin Fazîleti Nedir?
     Râfızî Şîa İle Ehl-i Sünnet Arasındaki İhtilaf Hangi Yöndendir?
     Râfızîlerin Aşura Günü Hakkındaki İnançları ve Onlara Göre Fazîleti Nedir?
     Râfızîlerin Bey’at Hakkındaki İnançları Nedir?
     Muvahhid Ehl-i Sünnet ile Müşrik Râfızîlerin Yakınlaşmasının Hükmü Nedir?
     Ehl-i Sünnet İmamlarının Râfızîler Hakkındaki Görüşü
     İddia Ettikleri “Velâyet Sûresi”
     İddia Ettikleri “Fatıma Levhası”
     Kureyş’in İki Putuna (Ebû Bekir ve Ömer’e) Bedduâ
     Sonuç
 
Ehl-i Sünnet İmamlarının Râfızîler Hakkındaki Görüşü

Şeyhulislâm İbn Teymiyye –Allah ona rah-met etsin– der ki: “Âlimler nakil, rivâyet ve is-nâd hususunda en yalancı fırkanın Râfızîler olduğunda ittifak etmişlerdir. Onların yalan-cılıkları eskidir. Bu yüzden İslam imamları onların çok yalancı oluşlarındaki ayrıcalıkla-rını bilmişlerdir.”

Eşheb b. Abdilaziz rahimehullah der ki: “İmam Mâlik rahimehullah’a Râfızîler sorul-du. Dedi ki: “Onlarla konuşma ve onlardan rivâyet etme! Zîra onlar yalan söylerler.” Yine İmam Mâlik dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbına sövenlerin İslam’dan na-sîbi yoktur.”

İbn Kesîr, Allah teâlâ’nın: “Muhammed Allah'ın rasûlüdür. Beraberinde bulu-nanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rü-kûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rızâ isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'de-ki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini ya-rıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendi-rerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikil-miş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öf-kelendirir. Allah onlardan îmân edip Sâlih amel işleyenlere mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir.” (Fetih 29) âyetinin tefsirinde der ki: “İmam Mâlik -Allah ona rahmet eylesin- kendisinden gelen rivâ-yetlerden birisine göre bu âyet-i kerime’den sahabeye karşı buğz eden Râfızîleri tekfir hükmü çıkarmıştır. O der ki: “Çünkü onlar, Ashâb-ı Kirâm'a buğz etmektedirler. Herkim sahabeye buğz ederse bu âyet gereğince o kâfirdir.”

İmam el-Kurtubî der ki: “Gerçekten de Mâlik çok güzel söylemiş ve âyeti böyle tefsir etmekte isâbet etmiştir. Onlardan birisinin de-ğerini küçük gören yahut anlatığı şeyde on-lardan birisine dil uzatan bir kimse, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın buyruğunu reddetmiş, Müslümanların şeriatlarını iptal etmiş olur.”[1]

Ebû Hatem rahimehullah dedi ki: “Bize Harmele, Şafiî’nin şöyle dediğini anlattı: “Râ-fızîler kadar yalancı şâhitlikte bulunan kimse görmedim.”

Muemmel b. Ehab dedi ki: “Yezid b. Ha-run’u şöyle derken işittim: “Râfızîler dışında mezhebinin davetçisi olmayan her bid’at sa-hibinden rivâyet yazdım. Zîra şüphesiz Râfı-zîler yalan söylerler.”

Muhammed b. Said el-Esbahânî rahime-hullah dedi ki: “Kûfe kadısı Şureyk b. Ab-dullah’ın şöyle dediğini işittim: “Râfızîler dışında her gördüğünden ilim alabilirsin. Zîra Râfızîler hadis uydurur ve onu dîn edinirler.” Muâviye dedi ki: “el-A’meş’i şöyle derken işit-tim: “Ancak yalancılar diye isimlendirilen in-sanlara yetiştim.” el-Mugire b. Said er-Râfızî ve ashâbını kastediyordu. Zehebî’nin anlattığı gibi o yalancıdır.[2]

Şeyhulislâm rahimehullah, selef imam-larının söyledikleriyle alakalı olarak diyor ki: “Râfızîlik bid’atinin aslı; zındıklık, ilhâd, kasıt ve bolca yalan söylemektir. Zaten onlar da şu sözleriyle bunu kabul etmiş oluyorlar: “Dîni-miz takiyyedir.” Bu ise onlardan birinin kal-binde olanın zıddı olan şeyi diliyle söyleme-sidir. İşte bu yalan ve münâfıklıktır. Onlar şöyle denildiği gibidirler: “Beni ortaya atarak gizlice kaçtın.”[3] 

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel der ki: “Babama Râfızîler hakkında sordum, dedi ki: “Onlar Ebû Bekir ve Ömer’e söverler –veya hakâret ederler– “İmam Ahmed’e Ebû Bekir ve Ömer radıyallahu anhuma hakkında soruldu. Dedi ki: “Onlara rahmet dilenir ve onlara buğz edenlerden uzak durulur.”[4]

el-Hallal, Ebû Bekir el-Mervezî’den rivâ-yet ediyor: “Ebû Abdillah’a; Ebû Bekir, Ömer ve Aişe’ye söven kimse hakkında sordum. Dedi ki: “Onu müslüman olarak kabul et-mem.”[5] el-Hallal rivâyet ediyor: “Bana Harb b. İsmail el-Kirmanî, Mûsâ b. Harun b. Zi-yad’dan o da el-Firyabî’den nakletti: “Birisi ona Ebû Bekir radıyallahu anh’e söven kimse hakkında sordu. Dedi ki: “Kâfirdir.” “Namazı kılınır mı?” deyince de: “Hayır” dedi.”[6]

İbn Hazm rahimehullah Râfızîleri Hıristi-yanlara benzeterek Râfızî kitaplarını şöyle reddediyor: “Şüphesiz Râfızîler müslüman değillerdir. Sözleri dinde hüccet değildir. On-lar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefa-tından yirmi beş sene sonra ortaya çıkan fır-kadır. Başlangıcı, İslam’a tuzak kurmak için davet eden, Yahudi ve Hıristiyanların yalan-lama ve küfürlerinin mecrasında akan taife-lere uyulması ile oldu.”[7]

Ebû Zur’a er-Râzî dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabelerinden her-hangi birini karalayan kimse görürsen bil ki o zındıktır.”

İlmî Araştırmalar ve Dâimi Fetva Komis-yonu’na Kuzey Irak’ta yaşayan kimseler ta-rafından, orada bulunan Caferiye mezhebin-den bir cemaat hakkında soru soruldu. On-lardan bazıları onların kestiklerini yemekten sakınıyor, bazıları da yiyormuş. “Biz de di-yoruz ki; Ali, Hasen, Huseyn ve diğer seyyid-lerine sıkıntı ve genişlik anlarında yalvardık-larını bildiğimiz halde onların kestiğini yi-yebilir miyiz?”

Şeyh Abdulaziz b. Abdillah b. Baz baş-kanlığında, Şeyh Abdurrezzak Afîfî, Şeyh Ab-dullah b. Ğudeyyân ve Şeyh Abdullah b. Ku-ûd –Allah hepsini de hakka isâbet ettirsin– şu cevabı verdiler: “Hamd yalnız Allah’a mah-sustur. Salât ve selam rasûlünün, ehl-i bey-tinin ve ashâbının üzerine olsun. Bundan sonra: Eğer durum soruda anlatıldığı gibiyse, onların yanında bulunan Caferîler, Ali, Ha-sen, Huseyn ve seyyidlerine (ancak gücünün yettiği konularda onlara) yalvarıyorlarsa, -Al-lah’a sığınırız- onlar İslam dîninden çıkmış müşriklerdir. Kestikleri, üzerine Allah’ın adını zikretseler bile leş olduğundan yemek helâl değildir.”[8]

Allâme Şeyh Abdullah b. Abdirrahman el-Cibrîn’e –Allah onu her türlü kötülüğe karşı korusun ve gözetsin– sorulan bir soruda şöyle denildi: “Fazîletli Şeyh! Bizim ülkemizde Râ-fızî bir kasap var. Ehl-i Sünnetten bazı kim-seler hayvanlarını ona kestiriyorlar. Yine bu-rada bazı lokantalarda Râfızîleri çalıştırıyorlar. Bu Râfızîyi ve benzerlerini çalıştırmanın hük-mü nedir? Onların kestiğinin hükmü nedir? Onların kestiği helâl mi yoksa haram mıdır? Bize fetva verin, Allah size hayırlı karşılık ver-sin. Başarı Allah’tandır.”

“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üze-rinize olsun. Râfızînin kestiğinin yenmesi helâl değildir. Râfızîler genelde sıkıntıda ve bolluk-ta, hatta Arafat, tavaf ve sa’yde bile dâima Ali b. Ebî Tâlib radıyallahu anh’e, oğullarına ve imamlarına seslenerek duâ ettikleri için müş-riktirler. Bunu çok defa duyduk. Bu, kişiyi İslam’dan çıkaran ve öldürülmeyi hak ettiren büyük şirktir. Aynı şekilde arafatta işittiğimiz gibi; Ali radıyallahu anh’ı ancak Allah’ın vas-fedilmesinin doğru olabileceği sıfatlarla vas-fetmektedirler. Onlar bununla da onu rab, yaratıcı ve kâinâtta tasarruf sahibi, gaybı bilen, zarar ve fayda vermeye muktedir kabul ederek mürted olmaktadırlar.  

Yine onlar Kur’an’ı Kerîm’i eleştiriyor, sa-habenin onu değiştirdiğini, Ehl-i Beyt ve düş-manları ile alakalı pek çok şeyi çıkardıklarını iddia ediyor, Kur’an’a uymuyor ve delil de kabul etmiyorlar. Yine onlar büyük sahabe-lere, ilk üç Râşit halifeye, mü’minlerin an-nelerine, Enes, Câbir, Ebû Hureyre radıyallahu anhum gibi meşhur sahabelere hakâret ediyor ve hadislerini kabul etmiyorlar. Onların iddia-sına göre güya onlar kâfirmiş (!) sadece Ehl-i Beyt’ten gelen hadisleri sahih bilirler. Uydu-rulmuş hadislerle ve sadece kendi sözlerine delil olan rivâyetlerle ilgilenirler. Lâkin onlar bununla beraber kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söyleyerek münâfıklık ederler. İçle-rindekini gizleyerek sana başka türlü gözü-kürler. Derler ki: “Takiyyesi olmayanın dîni yoktur.” Onların kardeşlik ve muhabbet çağ-rısını kabul etmeyin. Münâfıklık onlarda bir akîdedir. Onların şerlerine karşı Allah yeter. Allah Muhammed’e, âl’ine ve ashâbına salât ve selam etsin.”

 



[1]   Yukarda zikredilen rivâyetler için bkz: Nâsır el-Kı-fârî, Usûlu Mezhebi’ş-Şîati’l-İmâmiyeti’l-İsnâ Aşeriy-ye (3/1250)

[2]   Bkz: Şeyhulislâm İbn Teymiyye Minhâcu’s-Sunne (1/59-60)

[3]   Minhâcu’s-Sunne (1/68)

[4]   Abdullah Suleyman el-Ahmedî; el-Mesâil ve’r-Resâ-ili’l-Merviyye Ani’l-İmam Ahmed b. Hanbel (2/357)

[5]   el-Hallal es-Sunne (3/493) bu, imam Ahmed’in Râfızîleri açıkça tekfir ettiğini göstermektedir.

[6] el-Hallal es-Sunne (3/499)

[7] İbn Hazm el-Fasl Fi’l-Milel ve’n-Nihal (2/78)

[8]   Fetâvâ el-Lecnetu’d-Dâime Li’l-İftâ (2/264)


 
Retour a la page principale
قسم الأخـبـار :: الدفاع عن السنة